YEMEK İÇMEK ve KULLANILACAK ŞEYLER HAKKINDA

 

 

Haram kötü ve zararlıdır

Sual: Birşey zararlı olduğu için mi haram edilmiştir, yoksa haram edildiği için mi zararlıdır?

CEVAP

Bu hususta Ehl-i sünnetin iki büyük imamı olan İmam-ı Eşari ile İmam-ı Matüridi hazretlerinin görünüşte farklı iki ayrı kavilleri var ise de, aralarındaki ayrılık lafızda olup esasta birdir. Her ikisi de, Allahü teâlânın haram kıldığı, yasak ettiği herşeyin kötü ve zararlı olduğunu bildirmişlerdir. Bu hususta âlimler arasında ihtilaf yoktur. Mesela domuz eti zararlı olduğu için haram kılınmıştır. Haram kılındığı için de zararlı ve kötüdür.

Allahü teâlânın gönderdiği eski dinlerde, bazı şeyleri yemek haram iken dinimizde helal kılınmış, eski dinlerde helal olan, bazı şeyler de dinimizde haram kılınmıştır. Fakat bunda da bazı hikmetler bulunmaktadır. Bu hikmetler bildirilmemiştir. İnsanoğlu herşeyin hikmetini anlamaktan aciz kalmaktadır.

 

Emirlerde mantık aramak 

Sual: Bazı kimseler diyor ki: (Domuz etini iyice kaynatınca bir zararı olmaz. Bir bardak bira, bir damla şarap içmek, vücuda zarar vermediği için günah olmaz. Gusül ve abdest temizlik içindir. Vücut kirlenmedikçe, gusletmek veya abdest almak mantıksızlıktır. Namaz iyi bir jimnastiktir. Ama bugün modern jimnastik şekilleri vardır. Kapanmaktan maksat da erkekleri tahrik etmemektir. Saçın görünmesi erkekleri tahrik etmez. Kapanmasının hiçbir mantıkî sebebi yoktur. Yakın akraba ile evlenmek, çocukların sakat olma riskinden dolayı yasaklanmıştır.)

CEVAP

Dinimizde bir şey haram ise, hikmetini, fayda veya zararını bilmesek de onun haram olduğuna inanmak gerekir. Dinimizin bildirdiği şeylere akla uygun olduğu, yahut tecrübe ile anlaşıldığı için inanmak iman olmaz. Çünkü bu, akli, tecrübeyi tasdik etmek demektir.

Haramlarda muhakkak vücuda zarar veren bir şey aranmamalıdır!  Bugün tıp, her ne kadar hastalık bulaştıran etin domuz eti olduğunu tespit etmişse de, Domuz etinde bulunan büyüme hormonunun kansere sebebiyet verdiği açığa çıkmışsa da, domuz eti ile trişinoz hastalığı geçiyorsa da, domuz şeridi, mide ve barsak yolu ile kana geçerek, göz, beyin gibi önemli organlarda ağır hastalıklara sebebiyet veriyorsa da, domuz eti yiyenlerde, kıskançlık hislerinin dumura uğradığı, namusunu kıskanmadığı ve daha başka zararları tespit edilmişse de, yine de (Mutlaka şu sebepten dolayı domuz haram edilmiştir.) denilemez. Fakat hiç zararı tespit edilmese de, dinimiz yasak ettiği için, domuz etini yemek haramdır. Besmelesiz kesilen kuzu eti de haramdır. Demek ki, maksat, dinin emrine uymaktır.

Bir yudum şarabın, bir bardak biranın vücuda zararı olmayabilir. Bir damla idrarın da zararı olmayabilir. Ama dinimiz bunların damlasını yasak etmiştir.

Gusül ve abdest mutlaka maddî kirlerin temizlenmesi için değildir. Öyle olsaydı, su olmayınca toprakla yıkanmak, yani teyemmüm emredilmezdi. Halbuki toprağa bulaştırmak temizlemediği gibi, üstelik elimizi de kirletir. Demek ki gusül ve abdest, maddî temizlikten çok, manevî temizlik içindir. Maddî temizliğe de faydası olur. Ama asıl gaye maddî temizlik değildir. Modern jimnastik yapılsa namaz kılınmış sayılmaz. İyi olur diye üç rekatlık bir namazı dört kılsak namaz sahih olmaz. Demek ki, maksat, daha iyi hareket yapmak, daha çok namaz kılmak değil, dinin emrine uymaktır.

Kadınların kapanmasında, erkeklerin tahrik olma şartı yok. Hiç kimse olmasa da, dinimiz, namaz  kılarken kapan diyor. Hiç kimse olmasa da evde, açık dolaşma diyor. Bunların erkekleri tahrikle bir ilgisi yok. Tahrik için olsaydı, cariye denilen kadınların başları, kolları, bacaklarının açık gezmesine, namaz  kılmasına dinimiz izin vermezdi. Gaye tahrik olsaydı, bir erkek, ana, bacı, kardeş çocuğu, süt kardeş, hala ve teyzenin saç, kol ve bacakları açık yanlarında oturamazdı. Oturmasına izin verildiğine göre, demek kapanma emrinin mutlaka tahrik ile ilgisi yoktur. Tahrik, belki birçok sebepten birisi olabilir.

Demek ki gaye, tahrikle hiç ilgili değildir. Esas gaye, söz dinlemektir. Saçı açmanın insanlara bir zararı yok, saçı kapatmanın mantığı, söz dinlemektir.

Bir erkek, kız kardeşi ile evlense çocukları mutlaka sakat olur diye bir şey yok. Yabancı ile evlilikte de aynı hastalıklar olabiliyor. Hz. Adem zamanında kız kardeşle evlenmek Allah'ın emri idi. Eğer mutlaka çocuklar sakat olsaydı, o zaman Allah bunu emretmezdi. Eğer maksat, çocukların sakatlığı olsa idi,  20 yaşındaki bir genç, artık doğurmaları mümkün değil diyerek, menapoz dönemine giren halası ile, teyzesi ile evlenmesinde sakınca görülmez, süt kardeşle evlenmesi yasaklanmazdı.

Bununla beraber, dinimizin emrinde mutlaka faydalar, yasaklanmasında da zararlar vardır. Bir emirde hiç fayda, bir yasakta da hiçbir zarar görülmese de, bunlara riayet etmek gerekir.

 

 

Şüpheli gıdaları yemek

Sual: İçinde domuz yağı olma ihtimali olan gıdaları yemek câiz midir?

CEVAP

İmam-ı Gazalî hazretleri buyurdu ki: (Haram olmayan, fakat şüpheli olan şeylerden de sakınmalıdır! Hadis-i şeriflerde, (Şüpheli şeyi terk et, şüphesiz şeyi al), (Şüphelilerden sakınan, dinini, ırzını korumuş olur. Şüpheli etrafında dolaşan, harama düşebilir) buyuruldu.

Fakat yiyecek ve içeceklerde şüphe edip yememek, takva değil, vesvesedir.

Şunu iyi bilmelidir ki, insanlara, (Muhakkak helâl olanı, temiz olanı yiyin!) diye emir olunmadı. Çünkü bunu kimse yapamaz. Onun için (Helâl olduğu, temiz olduğu zannedileni yiyin!) denildi. Yani (Haram olduğu meydanda olmayan şeyleri yiyin) denildi. Eshâb-ı kirâm,  kâfirlerin verdiği suyu içerlerdi. Halbuki, pis, necis olan şeyleri yemek haramdır. Kâfirler ise, çok kere pis olur. Elleri ve kapları şaraplı olur. Leş yemekten çekinmezler, yani, Besmelesiz kesilen veya kesilmeyip başka suretle öldürülen hayvanları yerlerdi. Aldıkları kâfir şehirlerinde, kitaplı kâfirlerden et, peynir satın alır, yerlerdi. Halbuki, o şehirlerde müslüman olmayanlar arasında içki satan, fâiz alıp verenler vardı. [İhya]

İmam-ı Kastalanî hazretleri buyurdu ki:

Peygamber efendimiz, Hayber'de, eshab-ı kiramla bir Yahûdinin zehirli kebabından bir lokma yedikten sonra, (Bu et, bana zehirli olduğunu söyledi) buyurup başka yemedi ve son hastalığında, (Hayberde yediğim zehirli etin acısını hâlâ hissediyorum) buyurdu. (Mevahib) [Bu olay Buhârî ve Müslim'de de geçmektedir.]

Araºtirmak gerekmez

Resulullah efendimiz, bir yahudinin ekmegini ve tereyagli yemegini temiz mi diye sormadan yedi. Bu yag hangi hayvanin [domuz yagi mi, koyun yagi mi], ekmegin hamuru su ile mi, yoksa ºarap ile mi yoguruldu diye sormadi. Temiz mi diye sormadan müºrik kadinin su kabindan abdest aldi. Bunlar, araºtirmanin gerekmedigine birer delildir. (Berika)

Kâfirler, gidalarimiza necaset katabilecekleri gibi, zehir de katabilirler. Nitekim yahûdi yemeğe zehir katmıştır. Peygamber efendimiz de, araştırmadan o yemeği yemiştir. Çünkü necis olduğu bilinmiyen şeyleri yememek takva değil, vesvese olur. Dinimiz de vesveseden kaçmayı emretmektedir. (Hadika)

Dinimiz, "Birºeyin helal olmasi için delil aranmaz, haram olmasi için delil aranir" der. Necis olan bir ºeye dair bir delil bulunmazsa, temiz kabul edilir. (Usul-i Pezdevi)

Margarin, sucuk, meºrubat ve diger gidalarin içine necaset katilsa, fakat katildigi bilinmese yemek câiz olur. Bilmek, ya bizzat görmekle veya adil müslümanlarin necaset katildigini biz gördük demeleriyle anlaºilir. Katiliyormuº demekle haram olmaz. (Eºbah)

Sabunlara da domuz yagi katilabilir. Fakat necasetli yag ve domuz yagi sabun yapilinca, ºarap sirkeye dönünce temiz olur. Bütün kimyevî degiºmeler böyledir. (Tahtavî)

Gida maddelerine hile yapilabilir. Fabrika, içine çeºitli necasetler katabilir. Yahut ihmal yüzünden necaset kariºabilir. Süt sagilirken içine hayvan necaseti kariºabilir. Reçelin, pekmezin içine fare düºüp ölebilir. Imalatçi, kazani dökmeyebilir. Meºrubatlara konan esans alkolde eritilebilir. Bunun gibi çeºitli necaset kariºabilir. Fakat içinde necaset oldugu kesin olarak bilinmiyen bütün gida maddeleri temiz kabul edilir, yenmesi günah olmaz. (ªerh-i Eºbah, Tahrir)

Bir tavuk karni yarilmadan, kaynar [yani yüz derece] suya konursa necis olur, yenmesi haram olur. Eger, karni yarilip içi yikanip temizlendikten sonra, kaynar konursa, tüylerine necaset bulaºmamiºsa, yenmesi helal olur. Kaynamiyan [80-90 derece] suda birakilan içi boºaltilmamiº tavugun, yalniz derisi necis olur, böyle bir tavugun içini boºalttiktan sonra, üç defa soguk su ile yikaninca her yeri temiz olur. Bu bakimdan kaynar su ile, kaynamayan sicak su kariºtirilmamalidir. Nasil kesildigi, nasil haºlandigi, necis oldugu kesin olarak bilinmezse, böyle tavuklari yemek günah olmaz. Çünkü necis oldugu bilinmiyen ºeyleri yememek takva degil, vesvese olur. Dinimiz de vesveseden kaçmayi emretmektedir. Vesvese eden, ruhsatlarla amel etmelidir! Üzerinde necaset görünmiyen her ºey temiz kabul edilir. ªüphe etmekle necis olmaz. Gidalarda necis maddeler var zanni ile gida almamak vesvesedir, aºiriliktir. Hadis-i ºerifte, (Aºiri gidenler helak oldu.) buyuruldu. Ifrat ve tefritten yani aºiriliklardan uzak olmak ve orta yolu tutmak gerekir. Hadis-i ºerifte, (Iºlerin hayirlisi vasat olanidir.) buyuruldu. Dinimiz, "Birºeyin helal olmasi için delil aranmaz, haram olmasi için delil aranir" der. Necis olan bir ºeye dair bir delil bulunmazsa, temiz kabul edilir.

"E" maddeli gıdalar

Bazı vatandaşlar, gıdalardaki, bilhassa margarinlerdeki domuz yağı söylentisinden tedirgin olmuş. Kod numaraları yazılı bir E listesi göndermişler. Bu işi ciddi şekilde araştırıp bilgi verilmesini istiyorlar.

Bu hususta gerekli araştırmalar yaparak birkaç defa uzun yazı yazdık. Dini hükmünü bildirdik.

Vatandaşları böyle tedirgin edenlerin günaha girdiklerini açıkladık. Ancak o yazılarımızı okumamış olanlar için, bu defa da, bütün margarin imalatçılarının altında imzası bulunan Bitkisel Yağ Sanayiciler Derneğinin gazetelere verdikleri ilanın özeti şöyle:

(Değerli Halkımıza

Son günlerde kamuoyunda margarinlerde domuz yağı veya domuzdan üretilen katkı maddeleri kullanıldığına dair çıkarılmaya çalışılan tamamen asılsız söylentileri ve "E listesi" ile ilgili iddiaları üzücü bir haksızlık olarak değerlendirmekteyiz. Gıda katkı maddelerinin belirtilmesinde T.C. Sağlık Bakanlığınca hazırlanan ve 7.6.1990 tarih ve 20541 nolu Resmi Gazetede yayınlanan "Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliği", Avrupa Topluluğu Kodunu benimsemiş ve ambalajlara yazılması zorunluluğunu kanunen getirmiştir. Bu sistem çerçevesinde Europe (Avrupa) kelimesinin baş harfi olan "E" ve ilgili gıda katkı maddesinin kod numarasının ambalaj üzerine konması zaruridir.

Sağlık Bakanlığının 17.11.1993 tarih ve 13300 numaralı yazısından da açıkça anlaşılacağı üzere, Türkiyede domuz kaynaklı katkı maddeleri ile domuz yağı içeren mamul gıdalara üretim izni verilmemiş olup, bahsi geçen E listeli katkı maddelerinin domuz kökenli olması kanuni açıdan da kesinlikle mümkün değildir. Margarinlerimizde domuz yağı veya domuzdan elde edilmiş herhangi bir katkı maddesi yoktur, hiçbir zaman da olmamıştır.

Öte yandan, halkımızın temel dini ve ahlâki değerlerine olan hassasiyeti sebebiyle ve yanlış bilgilerin doğurabileceği her türlü tereddütü ortadan kaldırmak amacıyla Diyanet İşleri Başkanlığı da konuyu inceleyerek bu tür dedikoduları yaymaktan sakınmak gerektiğini ve bu yağları yemenin dinen bir mahzuru olmadığını açıklamıştır. )

Bu yazıdan da anlaşıldığı gibi, Türkiyede imal edilen margarinleri ve diğer gıdaları yiyip içmekte mahzur yoktur. Zaten içinde necis madde bulunduğu kesin olarak bilinmiyen gıdaları yemenin caiz olduğunu bütün İslâm âlimleri ittifakla bildirmişlerdir. (Hadika)

 

İlaçların içerisine konan bazı alkol maddeleri

Sual: İlaçların içerisine konan bazı alkol maddeleri var. Öksürük, uyku ve benzeri teskin edici ilaçlar içerisinde de muhtelif alkol tipleri var. Kimyevi olarak alkol tabir edilen maddelerden haram olan ve olmayanları konusunda bilgi rica edecektim.

CEVAP

Sadece etil alkol haram olan alkoldür, diğerlerinin kimyadaki adı öyledir.

Alkol çeşitleri şöyledir:

İçilmesi haram olan alkol, etil alkoldür. Buna sadece alkol veya ispirto da diyorlar. Başka adı yoktur. Diğerlerinin kimyadaki adı alkoldür. Kullanılması günah değildir.

Bunlar: Etanol = Etil alkol = İspirto: Kısaca alkol denir. Şekerli selülozlu ve nişastalı her maddenin Fermantasyonu (Mayalanması) sonucu ortaya çıkar. Lak, vernik, boya, sabun, parfüm ve ilaçların hazırlanmasında çözücü olarak kullanılır.

Kullanılması günah olmayan alkollerden bazıları:

Metanol = Metil Alkol: Endüstride, çözücü olarak bazı boyaların elde edilmesinde kullanılır. 20 gramdan fazlası öldürür, azı gözü kör eder.

Gliserin = Propan triol: Her türlü yağlardan elde edilir. Eczacılıkta, kozmatik ve gıda sanayiinde ve dinamit yapımında kullanılır.

Fenil etanol: Gül yağında bulunur. Ester haline getirilerek parfümeride kullanılır.

Propanol = Propil alkol: İki çeşidi vardır: Normal propil alkol, izo propil alkol. Gıda sanayin de kullanılmaz. Zehirlidir. Aseton elde edilmesinde ve çözücü olarak kullanılır.

Cetyl Alkol= Setil Alkol: Gliserin ile estereşmesinden simil alkol elde edilir. Kozmetik sanayiinde kulanılır.

Butil Akol = Butanol: Mısır karbonhidratlarının mayalanmasından elde edilir.

Benzil Alkol: Parfümeride esterleri kullanılır.

Domuzun haram edilmesi          

Sual: Domuzun herkese, ipek ve altının erkeklere haram edilişinin hikmeti nedir?

CEVAP

Dinimizde birşey haram ise, hikmetini bilmesek de onun haram olduğuna inanmak gerekir. Muhammed aleyhisselamın peygamber olarak bildirdiği şeylere akla uygun olduğu, yahut tecrübe ile anlaşıldığı için inanmak iman olmaz. Çünkü bu, aklı tasdik etmek demektir. Haramlarda muhakkak vücuda zarar veren birşey aranmamalıdır!

Domuz, her türlü pisliği yiyen çok pis bir hayvandır. Zararlı bir hayvan olduğu için yalnız Türkler değil, Avrupalılar da, bir kimseye hakaret etmek için "Domuz" derler.

Tevratta domuz eti yasak edildiği için bugünkü yahudiler bile domuz eti yemezler. Bugün tıp, insana en çok zarar veren ve hastalık bulaştıran etin domuz eti olduğunu tesbit etmiştir. Domuz eti yiyenlerde [safra kesesi iltihabı, apandisit, barsak iltihabı, çeşitli çıbanlar, mafsal kireçlenmeleri, damar sertliği, romatizma, grip, tansiyon yüksekliği, kalb anjini, infarktüs gibi ] çeşitli hastalıkların görüldüğü meydana çıkmıştır. Domuz etinde bulunan büyüme hormonunun kansere sebebiyet verdiği açığa çıkmıştır. Domuz eti ile geçen trişinoz hastalığının bugün bile tedavisi yoktur. Domuz şeridi [tenya], mide ve barsak yolu ile kana geçerek, göz, beyin gibi önemli organlarda ağır hastalıklara, hatta ölüme sebep olmaktadır.

Kıskançlığı Yok Eder

Domuz eti yiyenlerde, kıskançlık hislerinin dumura uğradığı, namusunu kıskanmadığı da tesbit edilmiştir. Domuz yağı, E vitaminini birdenbire yok eder. İnsan, E vitamininden mahrum kalınca nesli söner, E vitamininin yokluğu sevgiyi, aşkı yok eder. E vitamininin noksanlığında erkeklerde kısırlık, kadınlarda çocuk düşürme hastalığı ortaya çıkar. E vitamini yağlardaki acılaşmayı önler. E vitamini tükenince A vitamini acılaşmayı önleyemez. A vitamininin yokluğunda da cinsiyete menfi yönde etki eder. Domuz eti ve yağlı yiyenlerde karakter değişikliğinin ortaya çıktığı da tesbit edilmiştir.

Domuz etinin, diğer hayvan etlerine hiçbir üstünlüğü yoktur. Hazmı güç, protein değeri çok düşüktür.

Yarın domuzun daha başka zararları da tesbit edilebilir. Yine de (Mutlaka bu veya şu sebebten dolayı domuz haram edilmiştir.) denilemez. Fakat hiç zararı tesbit edilmese de dinimiz yasak ettiği için, domuz etini yemek haramdır. İpek ve altının erkeklere haram ediliş sebebine de bu açıdan bakmak gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Altın ve ipek , kadınlara helal, erkeklere ise haramdır.) [Tahavi]

(Altın ve gümüş kaptan yiyip içmek, ipek giyinmek ve üzerinde oturmak haramdır.) [Buharî]

 

 

Gayri müslimlerin yemeklerini yemek

Sual: Hıristiyan kadınları, pişirdikleri yemekten bize getiriyorlar. Biz de bu yemekleri yiyoruz. Bazıları gayr-i müslimlerin pis olduklarını, hediyelerini almanın caiz olmadığını söylüyorlar. Doğru mudur?

CEVAP

Gayr-i müslimlerin yemeklerini yemek, verdikleri hediyeleri alıp kullanmakta mahzur yoktur. İslâm âlimlerinin en büyüklerinden olan İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:

(Tevbe suresi 29. ayet-i kerimesinde (Müşrikler elbette pistir.) buyuruluyor. Hanefi âlimleri bu ayeti, Allahü tealanın (Müşrikler pistir) buyurması, (Müşriklerin kalblerinin, itikadlarının pis olduğu içindir) diye açıklamışlardır. Gayr-i müslimler, temizliğe riayet ederlerse, bedenlerine pis denemez. Çünkü Peygamber efendimiz, bir yahudi evinde yemek yedi, bir müşrikin kabı ile taharetlendi. Hz. Ömer de bir Hıristiyan kadının kabından taharetlendi. Müşriklerin bedenleri de pis olsaydı, onların yemeklerini yemez, sularını içmezlerdi. Eğer müşriklerin bedenleri pis olsaydı, iman edince temiz olmamaları gerekirdi. O hâlde onlara pis denilmesi, kalblerinin pis olduğunu bildirmek içindir. İman edince kalblerindeki bu pislik gider, temiz olur. İtikadlarının, kalblerinin pis olması, bedenlerin de pis olmasını gerektirmez.

Kur'an-ı kerimde buyuruluyor ki:

(Ehl-i kitabın [Yahudi ve Hıristiyanların] pişirdiklerini, kestiklerini yemek helaldir.) [Maide-5]

İhtiyat Değil

O hâlde, kâfirlere karışan, alış-veriş eden müslümanları pis bilmemelidir! Böyle müslümanların pis olduklarını sanarak, bunların yiyecek ve içeceklerinden sakınmamalı, müslümanlardan ayrılmak yoluna sapmamalıdır! Bu hâl, ihtiyat değil, bu hâlden kurtulmak ihtiyattır.) [Mektubat c.3, m.22]

Yine İslâm âlimlerinin en büyüklerinden olan İmam-ı Gazalî hazretleri de buyurdu ki:

(Haram olduğu bilinmeyen şeyler yenir. Peygamber efendimiz, bir müşrikin, Hz. Ömer de, bir Hıristiyan kadının testisinden abdest almıştır. Eshab-ı kiram, kâfirlerin verdiği suyu içerdi. Hâlbuki, pis, necis olan şeyi yemek haramdır. Kâfirler ise, ekseriya pis olur. Elleri kapları şaraplı olur. Çeşitli şekilde öldürerek leş ettikleri hayvanları yerler. Eshab-ı kiram, buna rağmen, necis olduğunu kesin olarak bilmedikleri için, onlardan et, peynir gibi gıda maddelerini alıp yerlerdi.) [Kimya-ı Seadet]

Dinimiz zımmiye [gayrı müslim vatandaşa] zekât hariç, sadaka, sadaka-i fıtr, adak ve hediye verilmesinin ve onlardan cizye ve hediye almanın caiz olduğunu bildiriyor. (Mevkufat, Dürer)

Dinimiz, kâfire itikadlarından dolayı hürmet etmenin ve selam vermenin caiz olmadığını; ama ihtiyaç halinde selam verip müsafeha etmenin caiz olduğunu bildiriyor. (R. Muhtar)

Zımmiye zulmetmek, müslümana zulmetmekten daha büyük günahtır. Zımmiyi üzmemek için selam vermek caizdir. (Dürr-ül-muhtar)

Hadis-i şerifte ise, (Zımmiye eza edenin hasmı ben olurum) buyuruluyor. (Hatib)

Yine hadis-i şeriflerde (Hediyeyi reddetmeyin!) ve (İstemeden verilen şeyi alınız! Allahü teâlânın gönderdiği rızıktır.) buyuruluyor. [Beyhekî]

 

 

İçki hakkında dinimizin emri nedir?

Sual: Şarabın, alkollü içkilerin, sağlığa faydalı olduğu, dozunda içki içmenin günah olmadığı söyleniyor. İçki hakkında dinimizin emri nedir?

CEVAP

Kur'an-ı kerimde, hadis-i şeriflerde, Hamr kelimesi, alkollü içki manasında kullanılmaktadır. Biz de kısaca bu kelimeyi içki olarak bildiriyoruz. İçkinin, çeşitli hastalıklara yol açtığı, aklı azalttığı, karaciğeri bozduğu, beyni ve sinirleri harap ettiği, ilmi olarak defalarca tesbit edilmiştir. Bir kimse, müslüman olmasa bile, sağlığa olan zararından dolayı, müslüman ise, dinimizde haram olduğu için, içkiden uzak durmalıdır!

Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:

(Şeytan, içki ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allahı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık hepiniz vazgeçin!) [Maide 91]

Bir önceki ayet-i kerimede de içki ve kumar gibi şeylerin şeytanin kötü işleri olduğu, bunları bırakanların kurtuluşa ereceği bildirilmektedir. (Maide 90)

İçki ve İlaç

İçki çeşitli şeylerden yapılır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(İçkinin haram olduğuna dair kesin hüküm indi. İçki beş şeyden yapılır; üzüm, hurma, buğday, arpa ve baldan. Sarhoş eden her şey içkidir.) [Müslim]

İçkinin sarhoş eden miktarı değil, damlası da haramdır. Haram olan şey ilaç olarak kullanılmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Allahü teâlâ, haram olan şeylerde şifa yaratmamıştır.) [Buharî]

İbni Abidin hazretleri bu hadis-i şerifi açıklarken buyuruyor ki: (Haram olan şeylerin ilaç olarak içilmesi, bunun hastaya iyi geldiği, müslüman mütehassıs tabip tarafından biliniyorsa ve o hastalık için başka bir ilaç da yoksa, o zaman bunun kullanılması caiz olur. Caiz olunca da haram olan şey değil, caiz olan şey kullanılmış olur.) [R. Muhtar]

Her alkollü içki haramdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(İhtimar [alkol teşekkül] etmiş her içki, sarhoş eden her şey haramdır.) [Ebu Dâvud]

(Çoğu sarhoş eden içkinin, azını da içmek haramdır.) [Nesâî]

(Sarhoş eden her içki haramdır.) [Müslim]

(İçki, bütün kötülüklerin başıdır.) [İ.Neccar]

(İçki kötülük doğurur.) [Beyhekî]

(Allaha ve ahırete inanan içki içmesin, içki içilen sofraya da oturmasın!) [Taberânî]

(İçkiden sakının! Ağaç dal budak saldığı gibi, içki de, kötülük saçar.) [İbni Mace]

(İçki her kötülüğün anahtarıdır.) [Hakim]

(İçki, günahların en büyüğü, bütün kötülüklerin başıdır. İçki içen, namaz kılmaz, anası, halası ve teyzesi ile zina edebilir.) [Taberânî]

(İçki içenin hayâ perdesi yırtılır, şeytan ona yoldaş olur, her kötülüğe sevkeder ve her iyilikten alıkor.) [Taberânî]

(Rahmet melekleri, sarhoştan uzak durur.) [Bezzar]

(İçki ile iman, bir arada bulunmaz, biri, diğerini uzaklaştırır.) [Beyhekî]

(Alkoliğin, kabrinden kalkarken, iki gözü arasında, "Bu Allahın rahmetinden mahrumdur." yazısı görülür.) [Deylemî]

(İçki içenin, kıyamette yüzü kara, dili sarkıktır, pis kokusundan herkes kaçar.) [Zevacir]

(İçkide ilaç özelliği yoktur. Hastalık yapar.) [Müslim]

(Bir zaman gelir ki, içkinin adı değiştirilip helal sayılır.) [İ.Ahmed]

(İçki, zinadan kötüdür.) [R.Nasıhin]

(Suyu da içki içenler gibi içmek haramdır.) [R.Muhtar]

(Alkolik Cennete giremez.) [Hakim]

(Vallahi içki ile imandan biri diğerini uzaklaştırır.) [İbni Hibban]

(İçki içenin kalbinden iman nuru çıkar.) [Taberânî]

İçki Küfre Sürükler

İçki, bu kadar kötü olduğu hâlde, her içki içene kâfir denmez. Çünkü Ehl-i sünnet itikadında büyük günah işleyene kâfir denmez. İslâm âlimleri, büyük günahları işliyenler için (Cennete giremez) hadis-i şerifini (Günahının cezasını çekmeden Cennete giremez.) şeklinde açıklamışlardır.

Devamlı büyük günah işliyen, namaz kılamaz, haramlara önem vermez, maazallah imanını kaybedebilir. Bunun için içki içenin birgün iman nuru sönebilir. Atalarımız, (Su testisi su yolunda kırılır.) demişlerdir. Her su testisi, su yolunda kırılmaz. Her içki içen de imansız ölür denemez. Fakat devamlı işlenen günahlar, insanı küfre sürükler. Bu bakımdan büyük-küçük her günahtan kaçmalıdır! (Mektubat-ı Rabbanî) 

 

Meleklerin duasından mahrum kalmak

Sual: Bir müslüman, meleklerin kendisine yapacağı duadan nasıl mahrum kalır?

CEVAP

Eğer sofrada içki veya meleklerin girmesine mâni olan bir şey varsa, o kişi meleklerin yapacağı bu duâdan mahrum kalır. Yine hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Bana salevat getiren kimsenin, günahlarının affolması için melekler duâ eder,)

(Allahın zikredildiği yerlere, melekler rahmet saçar. ) 

(Kur'an-ı kerimi hatmedene 60 bin melek duâ eder.)

(Bir kimse, uygunsuzluk yapmadıkça, namaz kıldığı yerden ayrılıncaya kadar, melekler, "Ya Rabbi, buna rahmet et" diye duâ ederler.)

Eğer salevat getirilen, zikredilen, Kur'an okunan ve namaz kılınan yerde, çalgı aleti veya meleklerin girmesine engel olan başka bir şey varsa, meleklerin yapacağı duâdan mahrum kalınır. Yine hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Melekler, insanlara iyilik öğreten kimselere duâ ederler.)

(Din kardeşinin bir işini yapana binlerce melek duâ eder.)

(Abdestli yatan için, o gece bir melek sabaha kadar, "Ya Rabbi, bunu affet" diye duâ eder.)

Eğer o yerlerde veya yatak odasında, canlı resmi, kumar aleti veya rahmet meleklerinin girmesine engel olan başka bir şey varsa, meleklerin yapacağı duâdan mahrum kalınır.

Ölüm hastasının bulunduğu odada, hayzlı, cünüp, canlı resmi, kumar aleti, köpek, çalgı aleti ve rahmet meleklerinin girmesine engel olan başka şey bulunmamalıdır.

Mümin, ruhunu teslim edeceği vakit, rahmet meleklerini görüp, can verme acısını duymaz. O odaya rahmet melekleri girmezse, o kimse ölürken sıkıntılara mâruz kalabilir.

Bir namaz vaktini cünüp geçirmek büyük günahtır. Sarhoş olmak, kumar oynamak ve çalgı çalmak haramdır.

Kendisi kullanmasa bile, herhangi bir çalgı aletini evinde bulundurmak günah olur.

Kendi yapmasa bile, kötü şeyleri evinde bulundurmak kötü, kendi yapmasa bile, iyi şeyleri bulundurmak iyidir. Mesela, Kur'an-ı kerimi, okumasını bilmese de, bereketlenmek için evinde bulundurmak sevaptır.

Kendi oynamasa bile evde iskambil kâğıdı, tavla gibi kumar aletlerini bulundurmamalıdır.  Haramlardan, mekruhlardan kaçılırsa, rahmet meleklerinin yapacakları duâlardan istifade edilir.

 

Kuş ve hayvan etleri

Sual: Yenmiyen kuşlar, av ve deniz hayvanları nelerdir?

CEVAP

Mizan-ül-kübra, Hadika, Berika, Mezahib-i erbea, Hayat-hayvan gibi kitaplardan alarak yazıyoruz: Maide suresinde yiyip içilmesi haram ve helal olanlar hakkında bilgi vardır.

Avını köpek dişi ile veya pençesi ile yakalayan hayvanın eti yenmez. Karada, suda yaşıyan haşeratı yemek de helal değildir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

(Azı dişi olan yırtıcı hayvanlar ve pençesiyle avlanan kuşlar yenmez.) [Müslim]

Kuşlardan:

Deve kuşu, bağırtlan kuşu, güvercin, bıldırcın, keklik, ekin kargası, tavus, kırlangıç, baykuş, papağan, turna, saksağan, toy, kumru, bülbül, serçe ve sığırcık kuşu yenir. [Şafiîde kırlangıç, tavus, hüdhüd, papağan, yarasa yenmez. Leylek hariç martı, balıkçıl gibi deniz kuşlarının hepsi yenir.]

Çaylak, kartal, akbaba, alaca karga, atmaca, şahin yenmez. Bunlar leş yer.

Vahşi hayvanlardan:

Geyik, ceylan, zürafa, tavşan yenir. Sincap, samur, sansar, sırtlan, fil, tilki, gelincik yenmez. [Şafiîde tilki, sırtlan, samur, sincap, gelincik yenir.]

Fare, kurbağa, kaplumbağa, yengeç, kertenkele, köstebek, kirpi yenmez. [Şafiî ve Malikide kirpi, kertenkele yenir.]

At Eti Yenir mi?

At eti, tenzihen mekruhtur. [Şafiî ve Hanbelide helal, Malikide haramdır.]

[Necaset yemiş olan tavuk, koyun ve sığırı hemen kesip yemek mekruhtur. Tavuğu 3, koyunu 4, sıgır ve deveyi 10 gün hapsetmek, yani necaset yedirmeyip temiz gıda ile beslemek gerekir. Şafiîde ise deve 40, sığır 30, koyun 7, tavuk 3 gün hapsedilir.]

Yalnız süt emip başka bir şey yememiş olan küçük kuzuların öldükten sonra karınlarından çıkarılan peynir mayaları temizdir. Koyun, sığır gibi ölmüş hayvanların memelerinden çıkan sütler de temizdir.

Her çeşit balık yenir. Balık şeklinde olan deniz hayvanları yenir. Kalkan, sazan, Yunus balığı, yılan balığı yenir. Fakat deniz haşaratı olan yengeç, midye, istiridye, istakoz yenmez. Balık şeklinde olmayan deniz aygırı, deniz hınzırı yenmez.

[Şafiîde denizde yaşıyan her hayvan yenir. Bir kısım Şafiî âlimlerine göre ise, taban pis olanlar yenmez. Peygamber efendimiz, (Denizin suyu temizdir, meytesi [bir sebeple öldürülmüş olanı] helaldir.) ve (Kendiliğinden ölüp de, su üstüne çıkan balığı yeme, su çekilip de açıkta kalarak ölmüşse onu ye! Böyle bir sebeple denizde öleni de ye!) buyurdu.]

Su içinde kendiliğinden ölüp, karnı üst tarafta duran balık yenmez. Fakat ağ ile, saçma ile, ilaç ile, sarsıntı ile dinamit veya herhangi bir madde ile ölen her balık yenir. Suyun açılıp kurumasında, fazla sıcaktan veya fazla soğuktan dolayı ölen veya kuşlar tarafından öldürülen, su içinde bağlı tutulmakla ölen, buz arasında sıkışarak ölen balıklar yenir. Deniz içinde ölen veya sudan çıkarılmadan tokmak ile vurulup öldürülen veya bıçakla başı kesilen balıklar yenir.

Temiz olmayan suların içindeki balıkları yıkayıp yemek caizdir.

Avlanan bir balığın içinden çıkan balık, sağlam ise yenir.

Besmelesiz Balık Tutmak

Balık tutanın müslüman olması ve Besmele ile tutması şart değildir.

Çok kimse, bilmediği için, çekirge yenmez zanneder. Çekirgenin helal olduğu hadis-i şerifle bildirilmiştir. Dört mezhebde de yenir.

Mezheblerdeki farklı hükümlerin rahmet olduğu hadis-i şerifle bildirilmiştir. Zaruret veya ihtiyaç olunca, başka mezheb taklid edilerek, o mezhebdeki helal olan bir hayvan yenir. Mesela kirpi etinin ekzama, kaşıntı, sedef, baras gibi deri hastalıklarına ve gelincik denilen fil hastalığına iyi geldiği Hayat-ül hayvan kitabında yazılıdır. Hanefi ve Hanbeli mezhebinde kirpi eti yemek haramdır. Şafiî ve Maliki mezhebinde caizdir. Tesirli başka mubah bir ilaç yoksa, hastanın, bu iki mezhebden birini taklid ederek kirpi eti yemesi caiz olur. Kirpinin başını besmele ile kesmek gerekir. Kirpi insanların yanında başını gizler, suya konunca başını çıkarır. Böylece başını kesmek kolay olur.

Aç kalıp kendi mezhebine göre helal olan yiyecek bulamıyan kimse, başka mezhebde helal olan bir yiyeceği yer. Hiçbir mezhebde de çare bulamazsa, ölmiyecek kadar haram olan gıdadan yiyip içmesi caiz olur. (Hadika)

 

 

Çay ve kahve faydalıdır, tütün zararlıdır

Sual:

1- Bir tasavvuf kitabının 2. cildinin 21. sayfasında, (kahve, tütün, tömbeki, esrar, şaraptan daha kemdir. Çünkü şaraptan kırk günde kurtulmak mümkündür, ama ötekilerden sıyrılmak çok müşküldür) deniyor. Kahve, tütün, şaraptan daha kötü nasıl olabilir?

2- Yine aynı kitabın 22. sayfasında, (Hacı Bayram-ı Velî ilk şeyhliğinde ücretle on amele tuttu. Bunlar iki sene sonra aşere-i mübeşşere mesâbesinde oldular) deniyor. Hacı Bayram-ı Velî hazretlerinin, kendisinin Eshâb-ı kirâm seviyesine yükselmesi mümkün değilken, nasıl olur da, işçileri yükselebilir?

3- 20. sayfasında ise, (Kadınların Cum'a namazına gitmelerine mâni olunması, kocanın hizmetinden kalmaması içindir. Ondan başka mâni yoktur) deniyor. Demek ki dul kadın ve kızların câmiye ve cum'aya gitmesi gerekiyor. Kocasının hizmeti yoksa, evli kadınlar da gidebilir. Bu nasıl tasavvuf kitabı?

CEVAP

1- Kitaptaki ifâdelerde bir nakil hatâsı olabilir. İstanbul Üniversitesi yayınlarından Gıda Kimyası kitabında deniyor ki: (Çaydaki tein ile, eskiden ayrı bir alkaloit olarak kabûl edilen Kafein'in aynı olduğu tesbit edildi. Çayda %2,5-3, kahvede ise %1,3 oranında kafein bulunur.

Kafein zihni açar

Kafein, zihni açar, kan dolaşımını artırır, vücuda sıcaklık verir, yorgunluğu giderir, sindirimi kolaylaştırır. Fazlası sinir sistemi üzerinde etki yapar. Kalb hastalıklarında, sinirleri zayıf insanlarda ve çocuklarda az miktar kahve bile fena etki yapabilir.) [s. 658]

Çaydaki kafein, kahvedekinden iki misli fazladır. Kahvedeki kafeine harâm denirse, çaydakine de harâm demek gerekir. Çoğu zarar veren şeyin, zarar verecek miktarını kullanmamalıdır! Vücuda zarar verecek kadar çok yemek de harâmdır. Bazı gıdalar, bazı hastalara zararlıdır. Vücuda zarar verdiği bilinen şeyleri kullanmak doğru değildir. Bir kimseye kahve ve çayın fazlası zarar veriyorsa az içmeli, azı da zarar veriyorsa hiç içmemelidir! Hastaya harâm olan bir şey, sağlama da harâmdır denmez. İmâm-ı Münâvî hazretleri, Câmi'us-sagîr ºerhinde kahve içmenin harâm ve mekruh olmadigini bildirmiºtir. (Hadîka s.143)

Çay ve kahvedeki kafein, tütündeki nikotin, fazla alinirsa elbette zararli olur. Çogu zarar veren mubâh bir ºeyin, zarar vermiyen az miktarinin kullanilmasi harâm degildir. Alkollü içkilerin ise, hiç zarar vermese de, damlasi harâmdir. Imâm-i Nevevî buyuruyor ki: Sivi içkilerin azi da harâmdir. Esrarin sarhoº etmiyen miktarini ilâç olarak kullanmak câizdir. (Mühezzeb ªerhi)

Afyonun da sarhoº etmiyen az miktari harâm degildir. (Feth-ur-rahîm s.30)

Ibni Hacer-i Mekkî hazretleri buyuruyor ki: Afyon ve diger zehirli otlarin alinan çok miktarlari harâmdir, fakat az miktarlarini ilâç olarak kullanmak câizdir. (Zevâcir)

Uyuºturucu benc otu mubâhtir. Bununla sarhoº olmak harâmdir. (D.Muhtâr c.3, s.166)

Ibni Âbidîn hazretleri, bunu açiklarken buyuruyor ki: Benc otunu ilâç olarak kullanmak câizdir. Sarhoº edici miktari câiz degildir. (Çogu sarhoº edenin azi da harâm olur) hadîs-i ºerîfi sivi içkilere mahsustur. Zehirli bitkileri ve sarhoº edici kati ilâçlari az miktarda kullanmak harâm olmaz. (R. Muhtâr c.5, s.295)

Ali Echurî hazretleri, (Tütün içmek akli giderir veya nafaka temininin terkine sebep olursa, harâm olur. Böyle bir durum olmazsa harâm olmaz) buyuruyor. (Gâyet-ül-beyân)

Tütün mubâhtir. (Essulh-u beynel-ihvân, El-ukudüddürriyye, Tahtâvî, Berîka)

Tütün zararlidir

Bursali Ismail Hakki hazretleri, ilk yazdigi kitaplarinda, tütüne harâm diyordu. Çünkü zamanin padiºahinca tütün yasaklanmiº, içene cezâ veriliyordu. Tütüne isrâf yönünden hiçbir âlim harâm dememiºtir. Fakirin su yerine meºrubat içmesi isrâftir, fakat aliºtigi için çay, kahve veya tütün içmesi isrâf olmaz.

ªâfi'î âlimlerinin çoğu, sigaraya tenzîhen mekrûh dedi. (Tahtâvî)

Büyük bir âlim, mubâh olan bir şeyi yasaklarsa, talebelerinin itâat ederek, o şeyi kullanmamaları gerekir. Fakat bu herkese şâmil edilemez.

Tütünün bazı zararları

1- 45 yaşın altındakilerden, kroner kalb hastalığından ölenlerin % 80'i sigara tiryakisidir.

2- Sigara içenlerde akciğer kanseri, içmiyenlere nisbetle 15 kat fazladır.

3- Akciğer kanserine yakalananların % 94'ünün sigara tiryakisi olduğu ortaya çıkmıştır.

4- Sigara içmiyen kadınlarda kısırlık % 3,8, sigara içenlerde, % 41,8'dir.

5- Günde bir paket sigara içilen evdeki çocuklar da, günde 5 adet sigara içmiº gibi etkilenir.

6- Bilhassa hâmile ve emzikli iken sigara ve alkole devam eden anneler, çocuklarinin hayatlarini tehlikeye sokmuº olabilirler.

 

Dinimizde avciligin yeri nedir?

Sual: Dinimizde avciligin yeri nedir?

CEVAP

Allahü teâlâ, insanlar için çeºitli hayvanlar yaratmiºtir. Bildircin, tavºan, balik gibi hayvanlarin etinden; sansar, porsuk, tilki gibi hayvanlarin postundan; geyiklerin derisinden; tipta ve itriyatta kullanilmak üzere misk ceylanlarinin miskinden; deniz hayvanlarinin incisinden, mercanindan; filin diºinden istifâde etmek için avlamak; kurt, domuz, yilan, fâre gibi hayvanlari da zararlarini önlemek için, iºkence etmeden, meselâ yakmadan, suda bogmadan öldürmek câizdir.

Avcilik yaparken baºkalarinin mahsullerine zarar vermemelidir. Maalesef, (zevk için balik tutmayi ve avcilik yapmayi, ince ruhlu müslümanlara hiç yakiºtirmam. Kendilerine daha normal ve meºru eglenceler bulsunlar) diyen yazarlar türemiºtir. Ticâret için olmasa da, sirf balik yiyebilmek için balik tutmak harâm veya mekruh degildir. Câizdir. Hattâ balik yemeye hiç ihtiyâci olmasa bile, sirf üzerindeki stresi atmak için balik avlayip, tuttugu baliklari muhtâçlara vermek de câizdir. Cenâb-i Hak, Kur'ân-ı kerîmde balık avlamayı helâl kılmış, (Deniz avı yapmak ve onu yemek helâl kılındı) buyurmuştur. (Mâide 96) Allahü teâlânın helâl kıldığı avcılığı gayri meşru iş gibi göstermek yanlıştır.

Vahşî hayvanları avlamak, mubâh bir kazanç yolu ise de, ticâret, ziraat, san'at gibi diğer kazanç yolları bundan daha efdaldir. Sırf eğlence için avcılık hoş değildir. Kalbe sıkıntı verir, hayvanlara karşı şefkat duygularını köreltir, merhamet duygusunu azaltır.

Fakat avcılığa, hayvan kesmeye harâm veya gayri meşru iş demek câiz değildir. Kasap da hayvanları kesmektedir. Kasabın yaptığı işe vicdansızlık denir mi? Avlanırken, hayvan öldürürken, hayvanlara işkence edilmiyorsa, dînimizin bildirdiği hudutlara riâyet ediliyorsa mesele yok demektir.

Avcılık; tüfekle, tuzak kurmakla yapıldığı gibi, talîm görmüş köpek, tazı, şahin, atmaca, doğan gibi hayvanlarla da yapılır. Talîm görmemiş hayvanlarla avcılık yapılmaz.

Yanî hayvanin, avı kendisi için değil, sahibi için avlaması lâzımdır. Bir hayvanın talîm görmüş olduğu, peşpeşe üç defa tuttuğu avı yemeden sahibine getirmesinden anlaşılır. Atmaca, şahin gibi tırnaklı kuşların ise, bırakıldıktan sonra, çağrıldığı vakit uçup gelmelerinden anlaşılır. Bir köpek avladığı hayvanı yese veya bir atmaca çağırıldığı hâlde gelmese, böyle hayvanların avladığı hayvan yenmez. Avın yenebilmesi için şunlara riâyet lâzımdır:

1- Av; keklik, tavşan gibi eti yenen hayvan olmalıdır.

2- Avcı, müslüman veya ehl-i kitap olmalı, ava silâh atarken veya talîm görmüş hayvanı ava gönderirken Besmele çekmelidir! Besmele unutulursa mahzuru olmaz. Kasten terk edilirse avın eti yenmez. Kitapsız kâfirlerin, mürtedlerin kestiği, avladığı hayvanı yemek ise harâmdır.

3- Av, aldığı yaradan ölmelidir. Ölmeden ele geçirilirse besmeleyle kesilmesi lâzım olur.

4- Avcı, hemen koşup gitmeli, yara alan av hayvanını hemen boğazlamalıdır! Gidene kadar ölürse mahzuru olmaz, yanî eti yenir. Av, gözden kaybolduktan sonra başka uzak bir yerde ölü olarak bulunursa eti yenmez. Çünkü başka bir sebeple ölmüş olabilir. Meselâ yüksekten düşerek veya bir ağaca çarpıp ölebilir. İlk aldığı yara derin ise, kan akmışsa yenir.

5- Yara alan bir avı, başka birisine âit talîm görmüş bir hayvan tutup öldürürse yenmez. Kendi hayvani öldürmüş olmalıdır.

6- Talîm görmüş bir köpek, tuttuğu avın etinden yerse, o avı yemek câiz olmaz. Fakat şahin gibi bir kuş yakaladığı avın etinden yerse mahzuru olmaz. Çağırılınca gelen avcı kuşun tuttuğu av yenir. Avını köpek dişi ile veya pençesi ile yakalıyan hayvanın eti yenmez.

7- Av tutanın olur. Bir kimse, bir avı vurup düşürdükten sonra, av kalkıp kaçarken, başkası yakalarsa, av yakalayanın olur.

8- Kara ve su kaplumbağası ile istiridye ve midye gibi deniz haşerâtı yenmez.

9- Balık suretinde olmayan deniz hayvanları yenmez. Su içinde kendiliğinden ölüp, karnı üst tarafta bulunan balık yenmez. Ağ ile, saçma ile, ilâç ile, sarsıntı ile, buz arasında sıkışarak ölen balık yenir.

10- Besmelesiz tutulan veya kâfirlerin, avladığı balıkları yemek helâldir. Fakat avladıkları diğer hayvanları yemek ise harâmdır. Hanefî mezhebinde, domuzdan başka her hayvan ölünce kılı, kemiği, siniri ve dişi temiz olur. Leşin derisi, necis olmayan madde ile dabağlanınca temiz olur. Necis madde ile dabağlanınca, üç kere yıkayıp sıktıktan sonra temiz olur. Domuz ve yılan derisi hiçbir zaman temiz olmaz. Bunlarla yapılan cüzdan, kemer, çanta, elbise ile namaz kılmamalıdır! Domuz ve yılan hariç, eti yenmiyen hayvan, dine uygun kesilince veya avlanınca yalnız derisi temiz olur. Böyle öldürülmüş bir hayvanın postu üzerinde namaz kılmak câiz olur.

Şâfiî mezhebinde, karada yaşıyan hayvanların leşleri, necis olduğu gibi, bunların bütün parçaları, tüyleri, kılları, kemikleri, derileri ve bunlardan çıkan her şey necistir. Sadece ölmüş tavuktan çıkan yumurta temizdir. Domuz ve köpek hariç, eti yenmiyen hayvanların derileri dabağlanınca temiz olur. (Hidâye, Hindiyye, S.Ebediyye)

 

Hayvan Öldürmek

Sual: Yemeklere zarar veren karıncaları ve insanları sokma ihtimali olan akrebi ayakla çiğneyip öldürmekte mahzur var mıdır?

CEVAP

Akrebi ve yemeklere zarar veren karıncayı eziyet etmeden, suda boğmadan ve ateşte yakmadan öldürmek caizdir. (Berika)

Karıncaları öldürmeden başka bir yere atma imkanı olursa, daha iyi olur. Hiçbir hayvanı mecbur kalmadıkça ayakla çiğnememelidir. (Şira)

 

Sual: Eti yenen ve yenmiyen vahşi hayvanları herhangi bir maksatla öldürmek günah mıdır? Mesela sansarı postu için, ceylanı eti için avlamak caiz midir?

CEVAP

Hiçbir hayvana eziyet, işkence etmek, suda boğarak veya ateşte yakarak öldürmek caiz değildir. Hayvana işkence etmek, gayr-i müslim vatandaşa işkence etmekten daha  büyük günahtır. Gayr-i müslim vatandaşa eziyet etmek de müslümana eziyet etmekten  daha büyük günahtır. (Dürr-ül muhtar)

Maksatsız olarak bir hayvanı öldürmek caiz değildir. Ahirette (Onu niçin öldürdün?) diye sorguya çekilecektir. Hayvanları birbiri ile döğüştürmek de caiz değildir. Hayvanların  hakkına riayet etmeli, onlara acımalıdır. Hadis-i şerifte, (Merhamet et ki, merhamet  olunasın!) buyurulmuştur. (Şira)

Zararlı hayvanları öldürmek caiz olduğu gibi, sansar, porsuk gibi hayvanları derisi ve kürkü için, geyik, ceylan gibi hayvanları eti için öldürmek de caizdir. Domuz hariç, eti  yenmiyen çeşitli hayvanları para karşılığı gayrı müslimlere ihraç etmek de caizdir. (Şerh-i  Nikaye)

Zararsız hayvanları öldürmek caiz değildir. Zararlıları da eziyetsiz öldürmek caizdir.(Berika)

 

Hayvanı Kısırlaştırmak

Sual: Hayvanlara her türlü eziyet etmek haram olduğuna göre, kısırlaştırmak haram değil midir?

CEVAP

Lüzumsuz olarak hayvanı kısırlaştırmak, hayvana eziyet olacağı için haramdır. Fakat bir menfaat için caizdir, günah olmaz. (Hindiyye)

Kısırlaştırılan öküzler, iş yapmada daha verimli olur. Kısırlaştırılan koçlar, daha yağlı ve etleri de daha lezzetli olur. Peygamber efendimiz, kısırlaştırılmış bir koç kurban etmiştir. (B. Arifin)

 

Sual: Köyümüzde danayı kısırlaştırmak (hadım) maksadıyla dananın husyesini dövdüler bu dana kan kaybından öldü. Eti yenir mi?

CEVAP

Husyeler dövülmez, çok yanlış etmişler. Hayvan burulur. Kendiliğinden ölen böyle hayvanın eti yenmez. Öleceği zaman besmele ile kesilmesi gerekirdi. Derisinden istifade edilebilir.

 

Hayvanlara da acımak gerekir   

Sual: Hayvanlara da acımak gerekmez mi?

CEVAP

Hayvanlara da acımak ve iyilik etmek gerekir. Peygamber efendimiz, (Merhametli olmadan imanlı olamazsınız.) buyurunca, oradakiler, (Ya Resulallah, hepimiz merhametliyiz.) dediklerinde, (Yalnız insanlara değil, bütün mahlukata merhametli olmak gerekir.) buyurdu. (Taberânî)

Mesela bir hayvan kesecek kimse, bıçağı hayvanın gözü önünde bilememelidir. Bir gün bir kimse, bir koyunu kesmek için yere yatırır, bıçağını bilemeye başlar. Peygamber efendimiz bunu görüp buyurur ki; (Sen bu hayvanı kesmeden, ona ölüm mü tattıracaksın? Hayvanı yatırmadan önce niçin bıçağını bilemedin?) [Hakim]

Bir köpeğin susuzluktan dili çıkar. Bir kuyunun yanında durur. Fakat su derinde olduğu için içemez. Bir kimse, bu köpeğe acır. Ayakkabısı ile kuyudan su çıkarıp köpeğe verir. Bundan dolayı Allahü teâlâ onun günahlarını affeder. Eshâb-ı kiram dediler ki: Ya Resûlallah, hayvanlara iyilikte de, sevap var mıdır? Peygamber efendimiz, (Her canlı hayvana yapılan iyilikte sevap vardır.) buyurdu. (Buhârî)

Sahabeden bir zat anlatır: (Resulullahın, kedi su içtikten sonra kalanı ile abdest aldığı da olmuştur.) [Ebû Nuaym]

Hayvanlara iyilik edince sevap olduğu gibi, eziyet edince de günah olur. Peygamber efendimiz buyurdu ki; (Bir kadın, bir kediyi bağlayıp ölünceye kadar bir şey vermediği ve başka şey yiyip içmesine de müsaade etmediği için cehennemlik oldu.) [Müslim]

Sahabeden bir hanım anlatır: Eshabı kiramdan Ebû Katâde'nin abdest alması için bir kaba su koymuştum. Bir de, kedi gelip bu kaptan su içiverince Ebû Katâde biraz daha su içmesi için, kabı kedinin önüne uzattı. Benim kendisine hayretle baktığımı görünce: niye hayret ettin ey kardeşimin kızı, Resulullah efendimiz, (Kedi pis değildir, etrafınızda dolaşır.) buyurdu. (Tirmizî]

Hazreti Ebû Hureyre anlatır: "Bir gün elbisemin içinde küçük bir kedi taºiyordum. Resulullah efendimiz beni görünce, «Nedir bu?» buyurdu. Ben de; "Kedicik!" dedim. Bunun üzerine Resulullah, "Ey Ebû Hureyre" buyurdu. Yani kediyi seven, onlara ana babalık eden kimse buyurdu.

Bir gün Ahmed Rıfâî hazretlerinin paltosunun eteğinde, kedisi gelip uyudu. Namaz vakti geldi, kediyi uyandırmaya kıyamadı. Bir süre onu şefkatle seyretti. Uyanmayacağını anlayınca kedinin yattığı yeri kesip namaza gitti. Geldiğinde kedi uyanıp oradan gitmişti. Kesik parçayı paltosuna dikti.

 Ebû Bekir Vasiti  hazretleri anlatır: "Bir gün giderken başımın üzerinde bir kuş uçmaya başladı. Dalgınlıkla kuşu yakaladım. O elimde iken, başka bir kuş daha uçuyordu. Elimdeki kuşun annesi sanarak kuşu elimden bıraktığım anda, kuş öldü. Buna çok üzüldüm. O günden sonra bende bir sıkıntı başladı ve bir sene geçmedi. Bir gece Peygamber efendimizi rüyamda gördüm. Bir senedir, o kadar çok sıkıntının tesirinde kaldığımı, çok zayıflayıp ayakta namaz kılamaz hâle geldiğimi arz ettim. O zaman; "Bunun sebebi, o kuşun, senden şikâyetçi olmasıdır." buyurdu. Evimizdeki kedi yavrulamıştı. Ben bu sıkıntı içinde düşünürken, bir yılanın kedi yavrularından birisini yakalamaya çalıştığını gördüm. Bastonumu yılana vurunca, kaçtı. Kedinin annesi gelip yavrusunu alıp gitti. Ondan sonra iyileştim; namazlarımı ayakta kılmaya başladım. O gece rüyamda yine Peygamber efendimizi gördüm. (İyi olmanın sebebi, bir kedinin senin için teşekkür etmesidir.) buyurdu.

 

Helâl gıdâ ve kan nakli

Sual: Şimdiki çocuklar istenildiği gibi neden eğitilemiyor? Müslümana kâfir kanı vermek caiz midir?

CEVAP

Çocuğu helâl gıdâ ile beslemelidir! Harâm gıdânın etkisi çocuğun özüne işler, çocukta uygunsuz işlerin meydana gelmesine sebep olur. Hadîs-i şerîfte (Yiyip içtikleriniz helâl, temiz olsun! Çocuklarınız, bunlardan hâsıl olur) buyuruldu.

Çocukları, ahlâksız kadınlara da emzirtmemelidir! Peygamber efendimiz, ahmak kadınları da süt anne olarak tutmamayı, sütün kötü etkisinin olacağını bildirmektedir. Buradan kâfir kadını süt anne olarak tutulmaz ma'nâsı çıkarılmamalıdır! Zîrâ fıkıh âlimi İbni Âbidîn hazretleri, (kâfir kadının müslüman çocuğa ve müslüman kadının kâfir çocuğa süt anne tutulması câizdir) buyurmaktadır. (R.Muhtâr)

Ölümden kurtarabilmek için, müslümana kâfir kanı vermek câizdir. (El-Hedyül-İslâmî)

Bazıları, (Kan necistir, harâmdır. Harâmla tedâvide de şifâ olmaz) diyorlar. İşin ehli olan İbni Âbidîn hazretleri buyuruyor ki: (Harâm olan şeylerin ilâç olarak kullanılması, bunun hastaya iyi geleceği bilinirse ve helâl olan ilâç bulunmazsa, câiz olur. Şifâ olduğu tecrübe edilen maddeler, ilâç için helâl olur. Harâm olan bir şeyin hastaya iyi geleceğinin bilinmesi, mütehassıs olan müslüman bir doktorun söylemesi ile anlaşılır.

Hadîs-i şerîfte, (Allahü teâlâ, harâm olan şeylerde size şifâ yaratmadı) buyuruldu. Etkisi tecrübe ile bilinen harâm maddeleri, zarûret hâlinde ilâç olarak kullanmak câizdir.) [R.Muhtâr]

(Zarûretler harâmları mubâh kılar) kâidesine göre, bir hastalığı tedâvi için harâm bir şey kullanmak, yedirmek, içirmek gerekince, bu harâm şey mubâh oluyor. Hasta, harâm olan şeyi değil, mubâh olan şeyi kullanmış oluyor. Yanî harâm, mubâh hâle geliyor, şifâ mubâh madde ile sağlanıyor. Bir misâl verelim: Böbrekteki taşı eriten, hiç bir ilâç bulunmazsa, müslüman bir doktor da bira tavsiye etmişse, ilâç bulunmadığı için içki içme zarûreti hâsıl olmuştur. Zârûretler harâmları mubâh kılacağından harâm madde kullanmak mubâh olur. Hasta şifâ bulursa, mubâh sayesinde şifâ bulmuş olur. Harâm olan madde sayesinde şifâ bulmuş olmaz. Bu husûs iyice anlaşılınca, harâm maddenin, mubâh hâle geldikten sonra kullanılması, (Harâmda şifâ yoktur) hadîs-i şerîfine aykırı olmadığı görülür.

Doyduktan sonra yemek

Acıkmadan veya doyduktan sonra fazla yemek de isrâftır. Nefis yemekler yemek, kıymetli, yeni elbise giymek, büyük binalar yapmak, lüks vasıtalara binmek ve haram olmayan daha bunun gibi şeyler, kibir ve övünmek için olmazsa, isrâf değildir. Borcundan çok malı olmayan, çoluk çocuğu sıkıntıya sabredemediği hâlde, bunların ihtiyacını karşılayacak maldan fazlası bulunmayan veya sıkıntıya katlanamadığı hâlde, kendi muhtaç olanın sadaka vermesi isrâf olur. Malı isrâf etmek, cimrilikten de, daha kötüdür.

 

Etkisi kesin olan ilaçları kullanmamak günah mıdır?

Sual: Hastalanınca, etkisi kesin olan ilâçları kullanmamak günâh mıdır?

CEVAP

Elbette günâhtır. Bazı ilâçların, meselâ antibiyotiklerin ve sülfamidlerin bakterilere karşı tesîri; ekmeğin açlığı, suyun susuzluğu gidermesi gibidir. Yangını su ile söndürmek de böyledir. Tesîri kesin olan bunun gibi ilâçları kullanmamak tevekkül değil, ahmaklıktır, harâmdır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(Her hastalığın ilâcı vardır. Yalnız ölüme çâre yoktur.) [Taberânî]

Hz. Mûsâ, hastalanınca, (İlâçsız da Allahü teâlâ şifâ verir) diyerek ilâç kullanmadı. Allahü teâlâ, (İlâç kullanmazsan şifâ ihsân etmem) buyurdu. İlâcı kullanınca iyi oldu. Fakat sebebini merâk etti. Allahü teâlâ, (Tevekkül etmek için, benim âdetimi, hikmetimi değiştirmek mi istiyorsun? İlâçlara te'sîr veren kimdir? Elbette tesîrleri yaratan benim) buyurdu. (K.Saâdet)

Doktora gitmeli, ilâç kullanmalıdır. Fakat, şifâyı doktor ve ilâçtan değil Allahü teâlâdan beklemelidir. Kur'ân-ı kerîmde buyuruldu ki: (Îmânınız varsa, Allahü teâlâya tevekkül ediniz!) [Mâide 23]

İlâç almak, âyet-i kerîme ve duâ okumak ve yanında taşımak, insanın ömrünü uzatmaz, ölüme mâni olmaz, eceli geciktirmez. Ömrü olanın dertlerini, ağrılarını giderip, sıhhatli, rahat ve neş'eli yaºamasina sebep olur. Ilâç kullanip da iyi olmayan, ameliyat masasinda ölen az degildir. Bu bakimdan, ilâca, doktora degil, Allaha güvenmelidir. Allahü teâlâya güvenen müslüman da, dînimizin emrine uyarak doktora gidip ilâç kullanir.

Reva ..... ªifa duâsi        

Imam-i Ali Riza hazretleri Niºapura gelince, yirmibinden çok ilim adami kendisini karºiladi. Dedelerinden gelen bir hadis-i ºerif okumasi için yalvardilar, Imam hazretleri, (La ilahe illallah sigiinagimdir. Bunu okuyan, kalaya siginir. Kalaya giren de, azabindan kurtulur.) hadis-i kudsiyi okudu. Ehl-i sünnet âlimleri, bunu aºagidaki gibi, okuyup üzerine üflenen hastalarin ºifa bulacaklarini bildiriyor. Aºagidaki yazinin islâm harfleri ile yazilip, dogru okunmasi gerekir.

(Reva Aliyyül-Riza, fe-kale, Haddeseni ebi Musel-Kazim en ebihi. Caferis-Sadik en ebihi Muhammedenil-Bakir en ebihi Zeynelabidin Ali an ebihil-Hüseyn an ebihi Ali bin Ebi Talib "radiyallahü anhüm", kale haddeseni habibi ve kurretü ayni Resulullahi "sallallahü aleyhi ve sellem", kale haddeseni Cibrilü, kale semitü Rabbülizzeti yekulü, (La ilahe illallahü hisni, men kale-ha dehale hisni, ve men dehale hisni emine min azabi)

 

 

Insan parçasini kullanmak ve kadin sütü içmek

Sual: Insan parçasini kullanmanin ve kadin sütünü içmenin hükmü nedir?

CEVAP

Insan parçasini zarûretsiz kullanmak ve kadın sütünü içmek harâmdır. Nihâye, Hâniyye ve Tehzîb kitablarında deniyor ki: Tabîb-i müslim-i hâzık [Müslüman ve mütehassıs doktor] şifâ vereceğini ve başka ilâç olmadığını söyleyince hastanın kan içmesi, leş yemesi câizdir. Hele ölümden kurtulmak için sözbirliği ile helâl olur. (R. Muhtâr c.5, s.249 )

Müslüman, mütehassıs tabîb, kadın sütünün muhakkak iyi edeceğini ve başka ilâç olmadığını söylerse, hastanın kadın sütü içmesi câiz olur. (İ.Hümâm-Feth-ul Kadîr)

Görüldüğü gibi kadın sütü içmek, zarûret olurca câiz olmaktadır. Bu bakımdan damara kan verilmesinin de câiz olduğunu, Şeyh Tâhir-üz-Zâvî, (Hedy-ül islâmî)de bildirmiştir. Kan ve organ naklinin câiz olmadığını söyliyenler, tamamen mesnetsizdir.

 

Haramda Şifa Aramak

Sual: Bazısı, mubah ilaç bulunmayınca, haram olan bir şeyle de tedavinin caiz olduğunu söylüyor. Hâlbuki Buharîdeki hadis-i şerifte, Allahın, haram olan şeyde şifa yaratmadığı bildiriliyor. Şifası olmayan şeyin kullanılmasının sebebi nedir?

CEVAP

İbni Abidin hazretleri buyuruyor ki:

(Haram olan şeylerin ilaç olarak kullanılması, bunun hastaya iyi geleceği bilinirse ve helal olan ilaç bulunmazsa, caiz olur. Şifa olduğu tecrübe edilen maddeler, ilaç için helal olur. Haram olan bir şeyin hastaya iyi geleceğinin bilinmesi, mütehassıs olan müslüman bir doktorun söylemesi ile anlaşılır.) [R. Muhtar]

(Zaruretler haramları mubah kılar) hükmüne göre, bir hastalığı tedavi için haram birşey kullanmak, yedirmek, içirmek gerekince, bu haram şey mubah oluyor. Hasta, haram olan şeyi değil, mubah olan şeyi kullanmış oluyor. Yani haram mubah hâle geliyor, şifa mubah madde ile sağlanıyor.

Bunu bir misalle açıklayalım! Böbreklerdeki taşı eritecek, hiç bir ilaç bulunmazsa, müslüman bir doktor da haram bir madde ile tedaviyi tavsiye etmişse, ilaç bulunmadığı için haram madde kullanma zarureti hasıl olmuştur. Zaruretler haramları mubah kılacağından, haram madde kullanmak mubah olacaktır. Hasta şifa bulursa, mubah sayesinde bulmuş olacaktır. Haram olan madde sayesinde şifa bulmuş olmıyacaktır.

Bu husus iyice anlaşılınca haram maddenin, mubah hâle geldikten sonra kullanılması (Haramda şifa yoktur) hadis-i şerifine aykırı olmaz.

 

Bal Şifalıdır

Sual: Doktorlar bal yememi söyledi. Balın dindeki yeri nedir?

CEVAP

Kur'an-ı kerimde balın şifa olduğu bildirilmektedir. (Nahl 69)

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:

(Hafızayı kuvvetlendirmek için bal yiyin!) [M.Nasihat]

(Bedeni besliyen üç şeyden biri de bal yemektir.) [Şira]

(Hastaya, bal gibi şifalı birşey yoktur.) [Ebu Nuaym]

(Balda bereket ve şifa vardır. Yetmiş peygamber bala duâ etmiştir.) [B.Arifin)]

(Şifa olan şeyden biri de bal yemektir.) [Buharî]

(Faydalı tedavilerden biri de bal şerbeti içmektir.) [Buharî]

(Her ay, 3 sabah aç karnına bal yiyene, büyük bir hastalık isabet etmez) [Beyhekî]

(Lohusaya taze hurma hastaya bal şifalıdır.) [Ebu Nuaym]

(Helal para ile alınan bal, yağmur suyu ile şerbet yapılıp içilirse her derde deva olur.) [Deylemî]

Baldan başka tatlının şifası yok. Zehirden başka acının zararı yok.

 

 

Gözün sıhhati için tavsiye

Sual: Göz için ilaçlardan pek faydalanamadım. Gözün sıhhati için ne tavsiye edilir?

CEVAP

Her ilaç, herkese aynı şekilde tesir etmez. Başka doktora da gidip kullanılan ilaçları göstererek başka ilaçları denemek iyi olur. Çünkü hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, her hastalığın ilacını yaratmıştır. Yalnız ölüme çare yoktur.) [Taberânî]

Göğe, denize ve yeşile bakmak insanı dinlendirir. Yeşilliğe bakmanın göze cila verdiği, gözü kuvvetlendirdiği, denize bakmanın ibâdet olduğu, Peygamber efendimizin akarsuya ve yeşilliğe bakmaktan hoşlandığı hadis-i şerifle bildirilmiştir. (Ebu Nuaym)       

Yine hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Üç şey, göze cila verir: Yeşilliğe, akarsuya ve güzel yüze bakmak) [Hakim]

(Sürme çekmek, yeşilliğe ve güzel yüze bakmak gözü kuvvetlendirir.) [İ.Süyuti]

(Aksırınca "Elhamdülillah" diyen göz ağrısı görmez.) [Taberânî]

Bakması helal olan kimselere bakmak faydalıdır. Yoksa, yabancı kadınlara bakmak, gözü zayıflatır, kalbi karartır.

Göz ağrısı için, Kur'an-ı kerimi okumasını bilmiyenin de, Mushafa bakması çok faydalıdır. Peygamber efendimiz gözü ağrıyınca, Cebrail aleyhisselam (Mushafa bak!) dedi. (Şira)

 

Sual: Erkeklerin gözlerine sürme çekmesi caiz midir?

CEVAP

Erkeklerin süs, zinet için sürme çekmeleri caiz değildir. Fakat tedavi maksadıyla sürme çekmeleri caizdir. Kirpiklerin dökülmemesi, gözlerin kuvvetlenmesi için sürme çekmek iyidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(İsmid ile gözlerinize sürme çekin! Çünkü o, gözü kuvvetlendirir, kirpikleri çoğaltıp uzatır.) [Tirmizî]

[Peygamber efendimizin her gece sürme çektiği bildirilmiştir.]

(En iyi sürme, ismid sürme taşıdır. Çünkü o, gözü parlatır, kirpikleri uzatır.) [Nesâî]

(İsmidle sürmelenmeye devam edin, çünkü o, kirpikleri uzatır, göz çapaklarını giderir ve gözü kuvvetlendirir.) [Taberânî]

[Sürme, göz kalemi denilen boyalardan farklıdır. Attarda bulunur. Bazı hacılar, Hicazdan gelirken sürme de getiriyorlar.]

 

 

İşkembe, karaciğer, dalak yemek

Sual: Dinimizce, işkembe, karaciğer, dalak ,vb.. gibi hayvanların sakatatlarının yenmesinde bir mahzur var mıdır?

CEVAP

Üçünü de yemek caizdir. Kur'an-ı kerimde kan haram edildiği için, aklını ölçü alan bazı kimseler ve bazı müsteşrikler, (dalak kandır, ciğer kandır, öyle ise yemek haramdır) diyorlar. Kur'an-ı kerimde (Meyte ve kan size haram kılındı) buyuruluyor. (Maide 3)

Meyte, kendiliğinden ölen, leş olan hayvandır. Bir müsteşrik, bu ayete bakarak kendi kendine ölen balığın haram olduğunu söyler. Müsteşrike göre sadece delil Kur'andır. Hâlbuki Allahü teâlâ mealen (Bir işte anlaşamazsanız, bu işin hükmünü öğrenmek için Kur'ana ve sünnete bakın!) buyuruyor. Kur'an-ı kerime bakınca müsteşrik balığın yenmiyeceğini anlar.

Dalak kandır. Müsteşrik, ayete bakınca bunun da haram olduğunu anlar. Fakat sünnete bakılınca balık ve dalağın helal olduğu görülür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Size iki meyte ve iki kan helal kılındı. İki meyte balık ve çekirge, iki kan da karaciğer ve dalaktır.) [İbni Mace]

Peygamber efendimiz Meyteyi açıklamasaydı, hiçbir müslüman balık yiyemezdi.

 

Yurda kaçak getirilen etler

Sual: Yurda kaçak getirilen Buffalo denilen hayvan yenir mi? Bir de zürafa, zebra (yaban eşeği), kanguru, deve kuşu ve Yunus balığı yenir mi?

CEVAP

Hepsi de yenir. Avını köpek dişi ile yakalayan hayvanın eti yenmez. Avını pençesi ile yakalayan, leş yiyen kuşların eti yenmez. Hadis-i şerifte (Azı dişi olan yırtıcı hayvanlar ve pençesiyle avlanan kuşlar yenmez.) buyuruluyor. Buffalo, sığır gibi ot yer, geviş getirir.

Zürafa ve zebra ceylan gibi ot yer, kanguru, tavşan gibi ot yer. Bunların köpek dişleri yoktur. Deve kuşu, hindi gibidir, avını pençesiyle yakalamaz, leş yemez. Yumurtası da yenir.

Balık şeklinde olan deniz hayvanları yenir. Kalkan, Yunus ve yılan balığı yenir. Fakat deniz haşaratı olan yengeç, midye, istiridye, istakoz yenmez. Balık şeklinde olmayan deniz aygırı, deniz hınzırı yenmez.

 

Yemeğe konan şarap sirkeye dönüşmez

Sual: Aşağıdaki yazıda doğruluk payı var mıdır?

(Alkol ve alkollü içkiler, keyif verici, uyuşturucu olarak içildikleri takdirde haramdır. Bunlar kaynatılır, pişirilen yemeklere katılır ve içki olmaktan çıkarılırlarsa normal gıdaya döner, haram listesinden çıkarlar. Hz. Ömer, kaynatılmış şarabı içmiş, içmek istemeyen Ubade b. Samit adlı sahabîye şöyle çıkışmıştır: 'Ey ahmak! O kaynadı, şaraplığı kalmadı. Sen, sirkeyi içmiyor musun? O da bu sudan...' O halde, alkolün pişmekte olan yemeklere, lezzet verici olarak katılmasının (et ve balığa bir miktar şarap ekleyerek pişirmek gibi) dinen hiçbir sakıncası yoktur.) (bk. Ebu Zehra;  299) 

CEVAP

Zerre kadar doğruluk payı yoktur. Üstelik Hz. Ömere de iftiradır. Ebu Zehra mezhepsiz bir yazardır. Şarap, sirke mayası ile mayalanır, alkol sirkeye dönüşür. Kimyasal değişmeye uğradığı için sirke içmek günah değildir. Yemeğe konan şarap sirkeye dönüşmez. Mezhepsiz Yazar dinimizi sulandırmaya çalışmaktadır.

Sual: Annem bazen yemeklerin içine şarap koymaktadır. Ne kadar ısrar ettiysem de kafasına takmış ve bazı yemeklere şarap olmazsa olmaz diyor ve ben görmeden koyuyor ve tabii ki sonra da inkar ediyor. Koymadım diyor. Ama ben annemi biliyorum, yemek huylarından kolay vazgeçen biri değil. Şimdi, bildiğimiz kadarıyla şaraptaki alkol yemek piştiği için yok oluyor ve yemek yedikten sonra insana kötü tesirde bulunmuyor. Bu durumda neden caiz olmuyor?

CEVAP

Bir damla alkol içilse de haramdır. Ölçü, zarar vermesi veya zarar vermemesi değildir. Besmelesiz kesilen kuzu eti yenmez, leş olur, haram olur. Bir damla kan veya bir damla idrar içmek insana zarar vermez, ama haramdır. Dinin emrinde bir sebep aranmaz, sadece o emre uyulur.

 

 

Yemekten önce dua etmek bidat midir?

Sual: Yemekten önce dua etmek bidat midir?